Güncel
Yayınlar
| HASUDER'den Açıklama: Nükleer Santraller |
|
|
|
| Salı, 29 Mart 2011 11:01 |
|
Nükleer Santral Kurmadan Önce iyi Düşünülmelidir Japonya’da meydana gelen şiddetli deprem ve ardından oluşan tsunaminin etkisiyle Fukuşima nükleer santral kazası sonrası tüm dünyada nükleer santrallerin güvenirlikleri tartışılır hale gelmiştir. Nükleer enerji 1950’li yıllardan bu yana elektrik üretiminde kullanılmaktadır. Halen çalışan yaklaşık 450 nükleer santral vardır ve 1986 Çernobil nükleer kazası sonrası, tüm dünyada nükleer santral yapımı büyük oranda durmuştur. Son yıllarda bazı üçüncü dünya ülkelerinde nükleer enerji programları başlatılmaktadır. Ancak Fukuşima santrali kazası sonrasında Çin başta olmak üzere bazı ülkeler bu programları askıya alarak yeniden gözden geçirmektedirler.
Nükleer santrallerin sağlık üzerine etkileri denildiğinde ilk akla gelen kazalar olmasına rağmen, normal işletilmeleri sırasında da sağlık açısından risk oluşturmaktadırlar. Nükleer enerji üretiminin birçok aşamasında insan sağlığı tehdit altında olup; nükleer enerji üretiminin insan sağlığı üzerinde yarattığı başlıca sakıncalar şöyle sıralanabilir:
Uranyum madenlerinde çalışanlar üzerinde yapılan çok sayıda araştırma da artmış kanser riski bulunmuştur. Uranyum madenlerinde çalışanlarda Radona bağlı olarak akciğer kanseri gelişim riski çok eskiden beri bilinmektedir. Alman uranyum madencilerinde 1946-2003 yıllarını kapsayan araştırmada radon etkilenimi ile Akciğer kanseri arasındaki ilişki ortaya konmuştur. Benzer bulgular Fransız uranyum madencilerinde de ortaya konmuştur. Sadece uranyum madenlerinde çalışanların değil uranyum madenlerinin yakınlarında yaşayanlarda da topluma göre kanser riski artmaktadır.
Nükleer santrallerin normal işletilme durumlarında da santral çevresinde yaşayanlarda sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Son olarak Almanya’da hükümet destekli yürütülen araştırmada 16 nükleer santrallerin 5 km yakınında yaşayan 5 yaş altı çocuklarda lösemi riskinin 2.19 kat daha fazla olduğunu saptamışlardır.
Nükleer santral kazaları sonucunda sadece santral çevresi değil küresel ölçekte sağlık etkileri gözlenmiştir. Çernobil nükleer kazasında il aşamada 30 kişi ölmesine rağmen uzun süreli izlemlerde kaza nedeniyle ölenlerin sayısı binlerle ifade edilmektedir. Dünya sağlık örgütü Çernobil nükleer kazasının 20. yılında sağlık etkileri üzerine bir rapor yayınlamıştır.[1] Şu ana kadar ölüme veya 100 milyon $ dan fazla hasara yol açan; eski doğu bloku ülkeleri dışında; 20’nin üzerinde nükleer santral kazası olmuştur. Bunların 10 tanesi ABD’de, 3 tanesi Japonya gibi teknolojik olarak en ileri ülkelerde olmuştur.
Nükleer santraller sabotaj, savaş gibi insan kaynaklı, deprem, tsunami gibi doğal nedenlerden dolayı da insan sağlığını etkilemektedir. Tüm risklere karşı önlem alabilmenin olanağı yoktur. Son Japonya depreminde görüldüğü gibi zamanında her türlü önlem alındığı varsayılsa bile kazalar meydana gelebilmektedir.
Nükleer silah hammaddesi olan Plutonyum-239, nükleer santralarda uranyumun fizyonu ile ortaya çıkan radyoaktif elementlerden biridir. Her nükleer santral az ya da çok Plutonyum üretir. Ancak CANDU tipi olarak ta bilinen ağır sulu reaktörler çok büyük miktarda Plutonyum üretirler. Bu nedenle daha çok askeri amaçla nükleer santral yapımına yönelen bazı ülkeler özellikle bu tür reaktörleri tercih etmektedirler. Nitekim 1969’da ilk CANDU tipi nükleer reaktörünü işletmeye açan Hindistan, ilk nükleer denemesini 1974 yılında gerçekleştirmiştir.
Yeniden işleme ve santral işletilmesi sırasında ortaya çıkan radyoaktif atıkların yarılanma ömürleri yüz binlerce yıl sürebilmektedir. Halen atıkların bertarafı büyük bir sorun olarak devam etmektedir.
Ülkemizde yapılması planlanan AKKUYU nükleer santrali ileride geri dönüşümü olmayacak insan ve çevre sağlığı sorunlarına yol açması olasıdır. Dünyanın teknolojik olarak en ileri ülkelerinde bile onlarca nükleer santral kazası olması bize bu enerji biçiminin hiçbir zaman tam güvenlik sağlanamayacağını göstermektedir. Elbette yaşamımızda birçok riskle karşı karşıyayız. Ancak söz konusu olan riskin boyutları çok faklıdır. Örneğin hiçbir risk pratik olarak o bölgenin binlerce yıl kullanılamamasına yol açmaz. Çernobil nükleer kazasından sonra yüz binlerce kişi yerlerinden olmuş ve artık o bölgeler yaşanamaz haldedir. Santralin tehlikesizleştirme çalışmalarında DSÖ’e göre 250 bin kişinin normalden fazla radyasyona sunuk kalması olası bir kaza durumunda sadece ekonomik olarak değil tüm boyutlarıyla çok büyük sorunlar yaratacağını göstermektedir. Radyoaktivite duyu organları ile algılanamadığından halk hep bir belirsizlik içinde yaşayacaktır. Psikolojik etkiler yaşantıyı olumsuz etkileyecektir. Çernobil sonrasında birçok Avrupa ülkesinde prematüre doğum ve yasal düşük oranlarında artış olmuştur. O dönem ki bakanımız topluma çay içerek radyasyon etkilenimi olmadığını ispatlamaya kalkmış ve belki de çevresel olaylarda yetkililere güvenin kaybolmasına yol açmıştır. Sonuçta santralin çevresinde yaşayanlar açısından sağlık riskleri objektif veya sübjektif var olacaktır. Ülkemizin deprem açısından riskli, terör ve savaş odaklarına yakın olması yapılacak olan santralin hedef haline gelmesi olasıdır.
Büyük olasılıkla Çernobil veya Fukuşima nükleer santrallerinin kurulması esnasında da yetkililer her türlü önlemi aldıklarını belirtmişlerdir. Ancak sonuçları itibari ile küresel olabilen kazaları önlemek mümkün olmamıştır; olamayacaktır. Kaldı ki nükleer enerji tarihinde kaza sayılarını dikkate alacak olursak neredeyse sorun olmayan reaktör yok gibidir. Nükleer enerji yeni bir enerji türü değildir asıl öncelik verilmesi gereken teknoloji hiç şüphesiz güneş rüzgar vb yenilenebilir enerji türleri olmalıdır. 28.03.2011
HALK SAĞLIĞI UZMANLARI DERNEĞİ YÖNETİM KURULU
|





