Kadına yönelik şiddet, kadınların yaşam hakkına, beden bütünlüğüne ve insan onuruna yönelen en yaygın ve sistematik insan hakları ihlallerinden biridir. Savaşların, işgallerin ve insani krizlerin sürdüğü bir dönemde, Filistin’de ve dünyanın dört bir yanındaki çatışma bölgelerinde kadınların maruz bırakıldığı cinsel şiddet, zorunlu yerinden edilmeler, bakım yükünün ağırlaşması ve yaşam koşullarının yok oluşa sürüklenmesi, kadına yönelik şiddetin küresel boyutunu çarpıcı şekilde gözler önüne sermektedir. Barışın olmadığı yerde kadınların güvenliği, sağlığı ve yaşam hakkı korunamaz.
Birleşmiş Milletler’in 1999’da ilan ettiği 25 Kasım günü, bu yapısal şiddete karşı küresel ortak mücadele çağrısını güçlendirmektedir. 2025 yılı için belirlenen tema “Tüm Kadın ve Kız Çocuklarına Yönelik Dijital Şiddeti Sonlandırmak için Birleş!” başlığıyla dijital alanda yükselen risklere dikkat çekmektedir.
Dijital Şiddet: Yeni Bir Alan, Aynı Eşitsizlik
Dijital şiddet; çevrimiçi taciz, izinsiz görüntü paylaşımı, siber takip, tehdit, doxing ve nefret söylemi gibi pek çok eylemi kapsar. Dijital mecraların anonimlik ve hızlı yayılım özellikleri mağdurların psikolojik, sosyal ve ekonomik açıdan daha derin ve kalıcı zarar görmesine yol açmaktadır.
Birleşmiş Milletler raporları kadınların büyük bir bölümünün dijital ortamda cinsiyete dayalı şiddete maruz bırakıldığını ve bunun çevrimdışı şiddeti besleyen bir süreklilik yarattığını göstermektedir.
Türkiye’de Durum: TÜİK 2024 Kadına Yönelik Şiddet Araştırması
“Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na göre 2024 yılında kadın cinayetleri bir önceki yıla göre 79 artmış; en az 394 kadın öldürülmüş, 259 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulunmuştur.
TÜİK tarafından açıklanan 2024 verileri kadınların; %12,8’inin fiziksel, %28,2’sinin psikolojik, %18,3’ünün ekonomik, %5,4’ünün cinsel şiddet yaşadığını ve %8,3’ünün dijital şiddete maruz kaldığını ortaya koymuştur.
Ancak raporda şiddetin nedenlerinin çoğunlukla “öfke kontrolü”, “kıskançlık” gibi bireysel özelliklere indirgenmesi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini, güç ilişkilerini ve yapısal nedenleri görünmez kılmaktadır. Şiddet bireysel bir öfke sorunu değildir; toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ürettiği, güç asimetrisinin sürdüğü bir sistem sorunudur.
Eşitsizlikler Şiddeti Besliyor
Eğitim, istihdam, gelir, bakım yükü, siyasal katılım ve dijital alana erişimdeki eşitsizlikler, kadınları şiddet karşısında daha kırılgan hale getirmektedir.
2025 Küresel Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Raporu eşitliği sağlama sıralamasında Türkiye’nin 148 ülke arasında 135.sırada olduğunu, geçen yıla göre 8 sıra gerilediğini, eşitlik skorunun %63,3 ile Avrupa ortalamasının ciddi biçimde altında olduğunu göstermektedir. Bu tablo, şiddetin sadece bireysel değil, toplumsal ve politik bir sorun olduğunu açıkça göstermektedir.
Sağlık Sisteminin Rolü
Birinci basamak sağlık kuruluşları şiddetin erken fark edilmesi, kaydedilmesi, uygun yönlendirme yapılması ve psikososyal destek hizmetlerine erişimin sağlanmasında kritik öneme sahiptir. Ücretsiz, erişilebilir ve bütüncül sağlık hizmetleri, şiddet döngüsünün kırılmasında temel bir gerekliliktir.
EŞİTLİK, ADALET VE BARIŞ İÇİN ÇAĞRI
Kadına yönelik şiddetin son bulması için;
• Savaş ve çatışma bölgelerinde kadınların yaşam hakkının korunması hayati önem taşımaktadır.
• Toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendiren politikalar yaygınlaştırılmalıdır.
• Dijital şiddete karşı etkili yasal ve teknolojik koruma mekanizmalar geliştirilmelidir.
• Kadınların ekonomik ve dijital güçlenmesi desteklenmelidir.
• İstanbul Sözleşmesi’nin temel ilkelerine yeniden bağlılık sağlanmalıdır.
Kadınların şiddetten uzak, özgür, eşit ve güvenli bir yaşam sürmesi tüm toplumların sorumluluğudur. Barışın, adaletin ve eşitliğin hâkim olmadığı hiçbir yerde kadınlar için gerçek bir güvenlik mümkün değildir.
Şiddetsiz ve eşit bir dünya mümkündür.
HASUDER Toplumsal Cinsiyet Kadın ve Üreme Sağlığı Çalışma Grubu tarafından hazırlanmıştır.